The devil's gonna make me a free man. The devil's gonna set me free…

Kendi düşüncelerimi, istediğim gibi benimseyebilmek için yaşlı sayılmam. Saçmalığa bakar mısınız?
Benim düşüncem bana, benim istemediğim şekilde benimsettirilebiliyormuş!
Acıktığında yemek yemek, uykusu geldiğinde uyumaktan başka özelliği olmayan bir varlık gibi!
Az önce nasıl birer köle olmamız gerektiğini, işlerine geldiğince belirleyenlerin varlığına değindim. Farkedildiğine inanıyorum.
Bir kaç dakika, kölelik için giydiğimiz kıyafetlerimizi ve gözlüklerimizi çıkartıp iki muhabbetin belini kırabilir miyiz?
Yoksa o derece mi köleyiz?

En basitinden, iki farklı kişilik hakkındaki görüşlerimiz dahi, birbirleriyle çelişiyor. Halimiz örneklik. Örneksiz, kölelikten çıkıp düşünemiyoruz zaten! Mesela, Nazım Hikmet’i her şeyiyle benimseyip kabul eden kişiler görüyorum. Aynı kişiler, Adnan Menderes’e de o denli sevgi ile yaklaşıp her şeyiyle kabul ettiklerini söylüyorlar. Nazım Hikmet’in Adnan Menderes’e, “Milletimizin en talihsiz gecesi, ana rahmine düştüğünüz gecedir.” şekilindeki seslenmesini, iki şahsı tüm değerleriyle kabul edip nasıl benimseyebiliyor bu insanlar? Birbirleri ile görüşleri zıt iki kişiliği öğütüp, dersler çıkartıp, yeni bir düşünce sistemi geliştirdikleri için eleştirmiyorum. Böyle bir durumla karşılaşmış olsaydım bu cümleler zaten yersiz olurdu. Tam manası ile; bilmedikleri çelişkili durumları, koyun misali kabulleniş…

Düşünceleri, bilinçli yani araştırarak kabullenmeliyiz. Gökten, düşüncenin düşmediği bir yana dursun, eğer düşüyor olsaydı, bizler dalga konusu olan şemsiyeyi tutmamayı dilemeliydik-dilemeliyiz.

Düşünceler, gökten değil de her nereden düşmüşse, orantılı düştüğünü söyleyemem. Belki benimle aynı düşünceye sahip olanlarınızda vardır. Bilinmeli ki, düşünce kavramından çok kez bahsetmiş olmam, benim köle olmadığım anlamına gelmez veya sizleri bu kavramlarla kölem yapmaya çalışmadığım…

Cümlelerim yanlış anlaşılmasın ha! Ne Nazım’ı silin dedim size, ne de Adnan’ı. Ne Koministim dedim size, ne Sosyalist, ne Hümanist, ne faşist, ne o, ne de bu. Mesele, doğru-doğruyu görebilmek. Tam olarak bundan bahsediyorum.

Bakma, senin göstereceğin saygının da bir şeye yarayacağı yok. Bilgilenin, aklınıza bu durumuda sokun dercesine “saygı gösterin” diyorum. Veya Atatürk. Senin çıkıp “Bu adam Halifeliği kaldırdı… !” diye haykırışlarının peşinden neden Atatürk’ü tamamıyla reddeden bir üslup içerisine giriyorsun ki ? (Haykırışların, genelde kulaktan dolma ve detaylarını bilmediğin-bilmediğimiz şeyler orası ayrı.) Köle olma kardeşim. Araştır. Öğren ve o şekilde haykır doğruları. Böyle söylediğime de bakma, Mevlana’ya bak sen ” Her zaman doğruyu söyle ama her zaman her doğruyu değil.”

Tabi kabak hikayesi tat kaçırıyor 😛

Yorum bırakın